Road Trip

Screenshot 2017-03-21 11.26.59

road trip day one

fatih’le 5 gibi uyandık ama hep beraber yola çıkmamız 7’yi buldu. önce bir yere uğrayıp çay kahvemizi aldık ve 2 saatlik bir sürüşten sonra bir starbucks’ta emine’nin güzel börekleriyle kahvaltımızı yaptık.

bmw 435i ile seyahat ediyoruz, 6 silindir, 300 beygirlik bir canavar. oldukça konforlu. bagajı ağzına kadar doldurduk ve 4 kişiyiz.

öğlen yemeği ve polonya-portekiz maçını izlemek için reno’da bir restaurant’ta mola verdik. sağolsunlar, büyük ekranlardan birine maçı yansıttılar. gerçi biz mubabbetten maçın çoğunu izlemedik. bol bol wings yedik, mild, medium ve hot… hot hot hot! ikişer üçer diet kolaları götürdük. fatih, bir bardak birayı götürdü. hava artık çok sıcak, hepimiz şortlara geçtik, direksiyonda deniz var, salt lake city’e yaklaşabildiğimiz kadar yaklaşmak amacımız.

yolda gördüğümüz engin tuz çölünde çocuklar gibi şen selfie çektik… ben ve deniz, “yav bu gerçekten tuz mu acaba” diye tuzu tattık. fatih uyukladı, bir ara benzinimiz azalmışken araba “drivetrain malfunction, drive moderately” hatası verdi. nazar değdirdik arabaya! içimiz rahat etmedi, battle mountain adında bir yerde tuvalet ihtiyacı ve benzin almak için durduk, ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra, bmw’ye emergency request yaptık. bmw, boşta bir teknisyenleri olmadığını, ama yolda kalırsak araç göndereceklerini söyledi. bizde yola devam etmeye karar verdik.

elko şehrinde bir starbucks molası daha verdik. kahve çaylarımızı alıp, emine’nin böreklerine biraz kiraz ve çilek ekledik. çok tatlılardı. hafif bir yağmur bastırdı ve hava serinledi, artık çöl ikliminde değiliz! direksiyona emine geçti, salt lake city’e doğru tam gaz devam.

bu sefer ben biraz uyukladım. west wendover’da çiş, su molası verdik. deniz oteli ayarladı. 2 gün salt lake city’de geçecek görünüyor. direksiyona fatih geçti. 80-90 mps kaptırdık gidiyoruz… iğrenç müzikler eşliğinde.

akşam geç vakit otelimize vardık. comfort inn… hiç kasmadık, direkt odalarımıza yatmaya gittik. sabah kahvaltı 9’a kadar olduğu için 8:30’da kalkmak üzere anlaştık.

road trip day two

sabah herkes uyanma sorunu yaşadı. ben bile her sabah 4-5 arası uyanırken bu sefer 7’ye kadar neredeyse deliksiz uyumuşum. bir ara sadece fatih’in horlama sesine uyandım. kulak tıkaçlarımı takıp, uykuma devam ettim. sabah 8:20 gibi yataktan kalkıp, fatih’i de uyandırdım. ama tüm gün direksiyon sallamaktan hepsi haşat olduğu için deniz ile emine’yi kaldıramadık. fatih sağolsun, kahvaltıya geldi benimle çok aç olmamasına rağmen. sonra odada hazırlığımızı yapıp, deniz’leri ufaktan taciz etmeye başladık. lobiye geçtik, sonra deniz’le emine geldi. deniz biraz iş bakarken, biz 5 dk uzaklıktaki starbucks’tan kahveleri kaptık. sonra hep beraber biraz yürüyerek dolaşmaya çıktık.

hedefimiz temple square… yürüyerek 25 dakika ama biz oraya 2 saatte gidebildik. çünkü önce eva’s bakery diye bir yerde kahvaltı ettik. çok şeker, avrupai bir yerdi. yemeklerde oldukça lezzetliydi. oradan temple square niyetiyle tekrar ayaklandık ama bu sefer bir alışveriş merkezinde gap’a girdik. herkes bir iki parça ihtiyacı olan kılık kiyafeti aldı.

sonunda temple square… utah eyaleti mormon mezhebinin merkezi. ve bu mezhebin ana kilisesi de bu temple square’de. kilise yeni görünümlü ama 1800’lerin sonunda bitmiş bir bina. oldukça büyük. bu mezhebin en önemli özelliğinden biri, doğum kontrolüne karşı olması o yüzden utah amerika’nın çocuk oranı en yüksek eyaleti. etrafta bol miktarda sarı kafalı çocuğun koşturup durduğunu görebiliyorsunuz, hepsi de çok tatlı… kiliseyi tanıtan müze gibi bir bölümde yapmışlar. orayı da kısa süreli gezdik. deniz galler-belçika maçını takip etti cep telinden, galler hakederek 3-1 kazandı.

kilise çıkışı, bakımlı ve yeşil bir yoldan tırmanarak, state capitol binasına çıktık. hepimiz yürümekten ve sıcaktan bir miktar pert olduk. state capitol binasına düğün hazırlıkları da vardı. orada da bol bol foto çektikten sonra, bir starbucks’ta mola verdik. deniz ile fatih 15 dk uzaklıktaki otele gidip arabayı almaya gittiler.

arabayı getirmelerini beklerken, starbucks oldukça soğuk oldu, dışarı kaçtık. beyefendiler arabayla gelince bol bol fındık fıstık ve meyva ile açlığımızı giderdik. hedef antelope island state park. amerikan bizonlarıyla ünlü bir ada. yollar yoğun olmasına rağmen çok sıkıntı çekmeden adaya vardık. adayı karadan ayıran kısım çoğunlukla sığ su birikintileri veya bataklıktan oluşuyordu. ilk bizonumuz maalesef plastik bir heykeliydi, ama iyi yapmış adamlar, bir an gerçek sandım. adanın düzgün yolunda ilerlerken bir çok bizon sürüsü ile birkaç yola çıkmaya meraklı iri kuşla karşılaştık. bizon sürüleri genelde uzaktı. ama adadan dönüş yolunda hem yakından bir bizon, hem de çok güzel boynuzlu bir geyik gördük. bizonlar ilk kaşifler gelmeden önce kıtada 50-60 milyon civarındayken, kontrolsüz avlanma yüzünden sayıları günümüzde 20-30 bine düşmüş. neredeyse bir ton ağırlığında, ve bu ağırlğına rağmen hızlı koşabilen bir hayvan.

adadan dönüşte, artık yemek vakti geldi dedik, downtown’da bir italyan restaurantı bulduk. italyan restaurantlarının en sevdiğim yanı tam bizim ağız tadımıza uygun yaptıkları salataları. salataların üstüne de söylediğimiz pizzalar fena değildi. pizzalar düzgün pişmişti, herkes tabağını silip süpürdü. yemeğin yanına söylediğimiz şarap, barbera idi, o da gayet rahat içimli bir şaraptı. yemek çıkışı biraz daha içelim dedik, yakınlarda bar bakındık, girişte kimliklerimizi tarayan bir barda (whiskey street) oturup, değişik koktelyler söyledik.

road trip day three

sabah otelde kahvaltı yaptık hep beraber, arabaya doluştuk ve fatih’in tabiriyle, maçı izleyecek bir yere kadar mal gibi yol yapmaya başladık… direksiyonda emoş, yakıtı ise kapuçino. bir applebee’s restaurant (rock springs) içinde maçın ilk yarısını izledik ve yemek yedik. oradan bir marketten biraz dondurma alıp, starbucks’ta çay eşliğinde apple pie’ları mideye indirdik. (en iyi apple pie için adresi veriyorum: emine zengin-demir). maç 1-1 bitti, uzatmalar dahil. heyecanlı bir penaltı aşamasını izledik, deniz özil atamaz dedi atamadı… sonuca en çok ben yaklaştım 2-1 almanya tahmininde bulunmuştum. almanya yarı finale çıkmış oldu böylece.

yolun bir noktasında yağmura yakalandık. ara ara yol çalışmaları nedeniyle hızımızı düşürmek zorunda kalıyorduk. ama sonunda akşam 9’u geçerken fort collins’e ulaştık. çok güzel, avrupai görünümlü, yakınındaki üniversite nedeniyle gençlerin sayısının çok olduğu bir yerdi. social diye bir yeri arıyorduk, meğerse yer altında olduğu için görememişiz. başında kuyruk vardı, başka bir yere yöneldik. oradaki görevli çantalarımızı içeri almak istemeyince, karşısındaki çok daha şirin yere yerleşip, özel yapım biralarla yemeklerimizi yedik. amerikada ailecek yaşanabilecek sakin ve güzel, genelde beyaz amerikaların ağırlıklı olduğu bir yer.

akşam uyumak için gittiğimiz connerstone inn, benim amerikada kaldığım en düzgün otel oldu şimdiye kadar.

road trip day four

connerstone inn kahvaltısı da fena değildi. yol bizi hep yoruyor, bu sabahta erken çıkamadık. rocky mountain national park hedefimiz. direksiyonda yine emine. park girişine kadar bile doğa çok görkemli. parkın iki giriş/çıkışı var, biz önce birine doğru yöneldik, visitor center’da o çevrenin çok yoğun olduğunu o yüzden devam etmemizi önerdiler. bizde devam ettik ama çıkışa varana kadar neredeyse on defa durduk. birincisi manzaralar çok güzel. yeşillik, az miktarda kar, orman ve temiz hava. ayrıca ufak sincaplar gördük durduğumuz bir noktada, çok tatlılardı. boynuzlu geyik ve boynuzsuz geyik diğer gördüğümüz hayvanlardı.

parkta yaşlı gönüllü insanlar çalışıyordu, o yaşta bence mantıklı bir iş. vakit geçmiş, doğa içinde insanlarla sohbet ederek çalışma imkanı… geyiklerle resim çekerken habire kadrajımıza giren bir ailede bizi sinir etti. ayrıca park yerini kapmaya çalışanlar oldu, amerikaya yakışmayan şeyler. sonunda diğer çıkış noktasından çıktık. amerika çok büyük bir kıta ve bence turist olarak yapılacak en iyi aktivitelerden biri bu parkları ziyaret etmek. bu kadar görkemli doğayı ve hayvanları görmek çok güzel oluyor.

akşam yemeği için denver’da bir meksika restaurantı seçtik. güzel bir ortamdı, porsiyonlar çok büyüktü bitiremedik. emine ile ben margarita içtik, fena değildi ama ikimizi de çarptı biraz. restaurant çıkışında 15 dakika denver downtown’da yürüdük. büyük bir şehir olduğu belli ama salt lake city ya da fort collins gibi ön plana çıkan bir yanı olmadı. bu sefer holiday inn’de kalıyoruz, büyük ama orta karar bir otel.

road trip day five

holiday inn kahvaltısı güzeldi, menemen çakması omletlerimizi yedik, lezzetliydi. holiday inn’den colorado springs’e geçelim dedik. ufak ama hoş bir şehir. ayrıca old colorado city’de burada. çok bir numarası yoktu maalesef. gündüzleri genelde emine kullanıyor artık. colorado springs’teki en güzel şey, yediğimiz mükemmel el yapımı dondurmalardı. hele waffle benzeri yaptıkları küllahlar çok lezzetliydi.

deniz ile fatih zaman kazanmak açısından gidebildiğimiz kadar gidelim modundaydılar, o yüzden albuquerque üzerinden gallup hedefimizdi. albuquerque hepimizin bayıldığı breaking bad ve better call saul dizilerinin geçtiği yer. oraya varmadan önce yine bir meksika restaurantında yemek yedik. ayrıca biraz yolluk aldık. yolluk aldığımız yerdeki trenin önünde selfie çektik.

albuquerque pek nezih bir yere benzemiyor ama better call saul otopark sahnesinin geçtiği yeri görmek paha biçilmez. bir de tuvalet için gittiğimiz yerde tuvaletin anahtarı olması ve anahtarın ucunda cop olması bir garipti… diziyi çekmek için uyumlu bir şehir seçmişler…

gallup’a gece 02:00’ı geçerken vardık. red lion otel, orta karar bir otel. temiz bir yatağı, temiz havlularla duş imkanı olduktan sonra gerisi pek umurumuzda değil. istanbul’da benim işle ilgili problem olduğu için, hemen yatamadım, saat 4’ü buldu uykuya geçebilmem…

road trip day six

red lion otelde kahvaltı felan yapamadan çıktık, deniz ile emine biraz atıştırabilmişler sadece. gece geç yatınca ben ve fatih yetişemedik (yatmadan çamaşır yıkadık!). toparlanıp bir safeway’e gittik. amacımız vakit kazanmak için kahvaltı ve öğlen yemelik sandviç almak. ayrıca su soda gibi ihtiyaçları aldık. hedef, grand canyon…

grand canyon’a verdiğimiz benzin molasından sonra vardık. vardığımız nokta headquarters dedikleri parkın merkeziydi. orada arabayı parkedip, önce bir piknik masasında sandviçlerimizi yedik, sonra görevliden biraz bilgi alıp, kanyona doğru yürüyüşe geçtik. kanyonu ilk görüşümde gerçekten nefesim kesildi. uçsuz bucaksız görünen, doğal nedenlerle erezyona uğraşmış kayaların oluşturduğu gerçekten devasa bir kanyon. ismindeki grand boşuna konmamış. yürüyüş boyunca kanyona değişik noktalardan bakma imkanımız oldu. ayrıca kanyondaki bazı kaya çeşitlerini ve yaşayan hayvanlarla ilgili detayları öğrendik tabelalardan. burada da sincap gördük bolca. fakat bunlar oldukça iriydi ve tehlikeli olabilecekleri konuşunda uyarılar vardı.

hava karardıktan sonra yürüyüş turunu bitirdik ve otobüsle arabayı parkettiğimiz yere gittik. otobüs bir noktada karşıdan karşıya geçen bir geyik ve yavrusu için durmak zorunda kaldı. yemek için route 66 üzerindeki bir italyan restaurantına gittik. pizza, makarna, salata karışık siparişlerimizi afiyetle yedik. restauranta yakın olan otelimiz comfort inn. ilk günde bir comfort inn’de kalmıştık, belli bir standartın üstünde bir otel.

road trip day seven

yazıyı türkçe günleri ingilizce yazdığımı şimdi farkettim. neyse böyle kalsın. bu sefer kahvaltıyı az çok herkes yaptı. tekrar grand canyon’a doğru yola çıktık. bu sefer arabayı parkedip, otobüsle çeşitli noktalarda dura dura dolaştık. hepimiz dal dal güneş altında dolaştığımız için açıkta kalan her yerimiz kızardı. neyse bu da bir tecrübedir. arabaya geri döndükten sonra bu sefer las vegas’a doğru yola çıktık.

maalesef las vegas’a geç vardığımız için, bol parlak ışıklı ortamı araba içinden görebildik, ama böylesi bile etkileyici idi. kumar hiç birimizin ilgisini çekmese bile, şehrin devasa otelleri ve the strip denilen bulvarı gerçekten görmeye değer. artık bünyeyi çok zorladığımız bir noktaya geldiğimiz için direkt otele gidip, yataklara gömüldük. ertesi sabah artık San Francisco’ya dönüyoruz.

bu mükemmel road trip için çok sevgili arkadaşlarım Deniz, Fatih ve Emine’ye teşekkürler…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s